AKDENİZ'E TÜRK KALKANI

Türkiye ile Libya arasında imzalanan anlaşma doğu Akdeniz'deki hesapları altüst etti. AB ülkelerini arkalarına alıp Türkiye'yi masadan uzaklaştırarak doğu Akdeniz'deki enerjiyi parsellemeye çalışan "Akdeniz Çetesi" çaresiz kaldı
30 Kasım 2019 08:44

Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda Türkiye'nin içinde olmadığı plan arayışlarına giren başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve ABD'den de destek bulan "Akdeniz Çetesi"nin bütün planları suya düştü. Türkiye ile Libya arasında imzalanan "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" Mısır, Yunanistan ve Rumlarda paniğe sebep oldu. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Türkiye'nin bu hamlesini AB gündemine taşıma kararı alırken, Mısır ise anlaşmanın yasal olmadığını iddia etti. İlgili ülkelerin benzer açıklamalarında dile getirdikleri en önemli nokta ise BM ve AB'nin yasal olarak tanıdığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin anlaşmalarının geçersiz olduğu iddiasıydı. Türkiye ile Libya arasındaki anlaşma bölgedeki bütün oyunları bozan bir hamle oldu. Anlaşma; Yunanistan-GKRY-Mısır arasında adeta bir Türk kalkanı oluşturdu. Yunanistan'ın GKRY ve Mısır ile GKRY'nin Libya ile bu saatten sonra yapacağı anlaşmaların önü kesildi. Aynı zamanda doğu Akdeniz'de Türk MEB'inin (Münhasır Ekonomik Bölge) batı sınırı da bütün dünyaya ilan edilmiş oldu. Türkiye'yi bu hamleye iten süreç oldukça uzun:

Türkiye'nin Akdeniz'de bir oldubittiye izin vermeyeceği yönündeki bütün uyarılarına rağmen Mısır ve İsrail'in başını çektiği ittifak, Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında, Türkiye'yi jeopolitik ve deniz sınır haklarından mahrum etme çabalarından vazgeçmedi. Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz rezervlerinin keşfedilmesi ile birlikte GKRY, Şubat 2003'te Mısır, Ocak 2007'de Lübnan ve Aralık 2010'da İsrail ile MEB sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. Sonrasında da Kuzey Kıbrıs'ı yok sayarak tek taraflı olarak Kıbrıs'ın güneyindeki deniz alanlarını parselleyip, gelişmiş ülkelerle ve uluslararası şirketlerle anlaşmalar yaptı. Bunun üzerine doğu Akdeniz'de kıyıdaş devletlerle anlaşma yapmayan ve MEB ilanında bulunmayan Türkiye, KKTC ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması yaparak bölgeye sismik ve sondaj gemileri ile bunları korumakla görevli askeri unsurlarını gönderdi. GKRY Lübnan ile Ocak 2007'de MEB sınırlandırma anlaşması Türkiye'nin etkisiyle Lübnan meclisi tarafından onaylanmadı. Dolayısıyla yürürlüğe girmediği için geçerliliği yok.

TÜRKİYE'Yİ YOK SAYDILAR

Doğu Akdeniz'deki Enerji pastasının paylaşımını şekillendirmek üzere 14 ve 15 Ocak'ta Kahire'de "1. Doğu Akdeniz Gaz Forumu Bakanlar Buluşması"nda buluşan Mısır, Yunanistan, GKRY, İsrail, İtalya ve Fransa enerji bakanları yanı sıra, sürpriz bir şekilde Ürdün ve Filistin de toplantıya katıldı. Kahire'deki toplantının amacı, bölgesel bir gaz pazarı oluşturmak ve Akdeniz'deki gazın paylaşımını yapmaktı. Uluslararası hukuka göre kapalı bir deniz olarak kabul edilen Akdeniz'de, kıyı devletlerin katılımıyla "hakkaniyet ilkesine" göre bir anlaşma yapılması gerekirken Akdeniz'e kıyısı bulunan ve enerjide hak sahibi olan Türkiye, Lübnan, Libya, KKTC ve Suriye ise ya davet almadı ya da katılmamayı tercih etti. Türkiye, hidrokarbonun kullanılması konusunda AB'ye de sürekli çağrıda bulundu. Doğu Akdeniz'den çıkarılacak tabii kaynaklar için ortak bir komisyon kurulmasını teklif etti. Kıbrıs'ta muhtemel bir anlaşmaya varılana kadar bütün gelirlerin bir fonda toplanmasını ve daha sonra çözümün mali altyapısı için kullanılmasını teklif etti. Beklendiği üzere GKRY bu teklifi reddetti. AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları da, Türkiye'nin Kıbrıs açıklarında doğalgaz arama çalışmaları sebebiyle seyahat yasağı, şahısların mal varlıklarının dondurulması ve bu kapsama girenlere fon sağlama yasağı içeren yaptırımlar için yasal bir çerçeve oluşturulması konusunda 11 Kasım'da anlaşmaya vardı. ABD de siyasi teşvikiyle Mısır'ın ev sahipliğinde Yunanistan, GKRY, İsrail, İtalya ve Ürdün'ün katılımıyla askeri ve güvenlik iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmayla Doğu Akdeniz'deki en uzun kıyıya sahip olan ülke Türkiye'yi yalnızlaştırma siyaseti kurumsallaştı.

BİR İHTİMAL DAHA VAR

Libya'da darbeci general Hafter'i destekleyen, Suriye'nin ise Doğu Akdeniz dahil olmak üzere enerji rezervlerinin keşfi ve çıkarılmasını ikili anlaşmalarla üstlenen Rusya, henüz tavrını netleştirmiş değil. Doğu Akdeniz'den çıkarılacak doğalgazın en büyük gelir kapısı olan Avrupa'ya satılmasına izin vererek kendi ayağına sıkması beklenemez. Dolayısıyla masada olmayan, paylaşımda adı anılmayan Rusya'nın bütün hesapları alt üst etmesi an meselesi.

Nabucco'nun sonu gibi olur

2009 yılında Israil'in Tamar ve Leviathan bölgeleriyle GKRY'nin Afrodit alanında gaz bulması, AB ülkelerini "Rus gazına bir alternatif bulabiliriz' diye heveslendirdi. Bu bağlamda, Avrupa'ya nakledilecek gaz için en kısa ve ekonomik güzergah Kıbrıs üzerinden denize döşenecek bir boru hattı ile gazın Türkiye üzerinden sevk edilmesiydi. Ancak, daha sonra jeopolitik unsurların devreye girmesiyle East-Med boru hattı projesi, KKTC ve Türkiye'yi dışlayan bir opsiyona dönüştürülüp, İsrail ve GKRY'nin çabalarıyla masaya getirildi. Ancak halihazırda, AB'nin de desteklediği bu projede ciddi sıkıntılar var. Öncelikli olarak, East-Med'in hayata geçmesi için 3.000 kilometre uzunluğunda boru hattı döşenmesi gerekiyor. Üstelik bu hattın döşenmesi planlanan Girit ile Yunanistan arasındaki deniz tabanında ciddi jeolojik zorluklar mevcut. Ayrıca, East-Med Boru Hattı projesinin bir yıllık fizibilite ve beş yıllık inşa süreci ile tamamlanması halinde maliyetinin yaklaşık 10 milyar avroyu bulması bekleniyor. Projenin hem teknik açıdan ciddi zorlukları içinde barındırması hem de iktisadi açıdan maliyetli olması yakın gelecekte hayata geçirilmesinin önünde ciddi bir engel. Analistlere göre East-Med projesinin tıpkı Nabucco boru hattı projesi gibi rafta kalması an meselesi. Her şeye rağmen finanse edilerek yürürlüğe girse dahi ekonomik bir kazanca dönüşmesi mümkün görünmüyor. Şimdilik bu proje Avrupa'nın gaz tedarikçisi Rusya'ya baskı aracı olarak sürekli masada tutuluyor. Zira gazın Avrupa'ya ulaştırılması ve orada tüketilmesi gerçekçi durmuyor. Üretim maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda Rusya'dan gelen gazın 1,5-2 katı bir fiyat oluşuyor.

TÜRKİYE İLE ANLAŞMAK ŞART

Boru hattı kazanç kapısı olmaktan çok yeni masraf kapıları açacak, ki ilgili ülkelerin bunu karşılaması mümkün değil. Sonuç olarak Türkiye'nin devre dışı bırakıldığı bir senaryo mümkün değil. İlk başta planlandığı gibi Türkiye'deki mevcut boru hatları ile Avrupa'ya taşınması kaçınılmaz görünüyor.

Osman SAĞIRLI -

TÜRKİYE GAZETESİ

DİYANET BÜLTENİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...